|
|
October 31
GaZi MuSTaFa KeMaL ATaTüRK
BAĞIMSIZLIK
Egemenlik, kayıtsız şartsız ulusundur. Ulusal egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar yanar, mahvolur. İnsaf ve merhamet dilenmekle millet işleri görülemez; millet ve devletin şeref ve bağımsızlığı elde edilemez, insaf ve merhamet dilenmek gibi bir kural yoktur. Türk milleti ve Türkiye'nin çocukları, bunu bir an akıldan çıkarmamalıdır. Bağımsızlık, uğruna ölmesini bilen toplumların hakkıdır. Dünyada ve dünya milletleri arasında sükun, huzur ve iyi geçim olmazsa, bir millet kendisi için ne yaparsa yapsın, huzurdan mahrumdur. Türkiye'nin güvenini amaç edinen, hiçbir başka ulusun aleyhinde olmayan bir barış yolu, her zaman bizim ilkemiz olacaktır. Biz Türkler, tarih boyunca hürriyet ve istiklal timsali olmuş bir milletiz. Tam bağımsızlık denildiği zaman, doğal, siyasal, mali, adli, askeri, kültürel ve her alanda tam bağımsızlık anlaşılır. Bağımsızlıktan yoksun bir ulus, uygar insanlık karşısında uşak olmaktan kurtulamaz. Bilelim ki, milli benliğini bilmeyen milletler başka milletlerin avıdır. Ulusun bağımsızlığını, yine ulusun kesin kararı ve direnişi kurtaracaktır. Ben yaşayabilmek için, kesin olarak bağımsız bir ulusun evladı kalmalıyım. Bu yüzden ulusal bağımsızlık bence bir hayat sorunudur. Ya istiklal, ya ölüm.
ŞEHİTLER ÖLMEZ VATAN BÖLÜNMEZ
 Ş E H İ T A S K E R
Bu kabarmış toprağa yüzünü sür, kucakla, Elbette bağı vardır "olmuş"un "olacak"la.
 Dudağa değer gibi şimdi alnı her erin, Bu havada ruhları dolaşır şehitlerin.
 Biz, bu kutsî havanın içinde var olmuşuz, Biz, bununla yoğrulmuş, biz bununla dolmuşuz.
 Sâdece döğünmedik "Vatan! İstiklâl!" diye, Sakarya boylarından çıktık Kocatepe'ye;
 Bu yol ki hürriyetin, kurtuluşun yoludur, Zincirsiz yaşamanın tek çıkar yolu budur.
 Bir daha nikaylıydık sevgili hürriyete; Kahramanlık Tanrı'dan vergidir bu millete...
 Bir damla asîl kanda bir mucize saklıdır, Bu topraklar Türklüğe inanmakta haklıdır.
 Akdeniz'e tank gibi koştu bütün kağnılar, Ey sevgili istiklâl, ey güzel Dumlupınar!
 Elbet yiğit olanlar lâyık böyle toprağa; Selâm şanlı orduya, selâm şanlı bayrağa,
 Selâm ey Başkumandan, Mustafa Kemal selâm; Emânetin yaşıyor, güven, imânımız tam:
 Omuzlarımız hisar, başlarımız burç yurda, Can vermeğe and içtik hepimiz tek uğurda!..
 Bir târihten gelinir, bir târihe gidilir; Yaşamak istiyenler savaşmasını bilir.
 Zamanın kahramanlar gelebilir hakkından, Bize sesler geliyor uzaklardan, yakından.
 Duyuldu mu bir kere "-Haydin silâh başına!" Yeniden girişiriz istiklâl savaşına...
 Ödü varsa düşmanın, meydan açık, hazırız: Bu toprakta biz doğduk, biz yaşadık, biz varız!
 Kından sıyrılmış kılıç, top ağzında mermiyiz, Dumlu çocuklarıyız, hiç yoldan döner miyiz?!
 Söz verip baş koymuşuz: İstiklâl bize haktır, Buna göz diken düşman çıksın, kahrolacaktır!..


● Türk Milleti yeni bir iman ve kesin bir milli azim ile yeni bir devlet kurmuştur bu devletin dayandığı esaslar "Tam Bağımsızlık" ve "Kayıtsız Şartsız Milli Egemenlik"ten ibarettir. Yeni Türkiye devletinin yapısının ruhu Milli Egemenliktir. Milletin Kayıtsız Şartsız Egemenliğidir...
● Söz konusu olan vatansa, gerisi teferruat.
● Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. February 25
öկlε ﻨçﻨოժεรﻨռ ĸﻨ... Yanağımda dolaşan rüzgardan daha gerçek dokunuşların... Küçük, ürkek, kesik dokunuşlarınla, belki de her zamankinden daha yanımdasın... Yani öylesine, o kadar bensin ki... Ah nasıl anlatsam... Kelimeler eksik, kelimeler yaralı... Kelimeler cılız...
Taşımıyor, anlatmıyor, tanımlamıyor bu duyguyu...
Çok başka bir şey...
Sevginin ortasında, derin acılar hisseder mi insan? Aydınlık gülümsemelerin içine, hüznü yerleştirir mi durup dururken? Gözlerine buğu,diline sitem, yüreğine burukluk, çöreklenir kalır mı asırlarca? Dedim ya, başka bir şey bu...
Ne kadar yalnızsam, o kadar seninleyim şu günlerde... Belki de en başta, tutup seni en derinlere koydum diye oldu bunlar... Kimseler ulaşmasın diye, kimselerin bilmediği, bulamayacağı yollara götürdüm seni. En derinlerde tuttum...
Bana sakladım...
Derine, hep daha derine... Seni yapayalnız, bir tek bana bıraktım... Sana ulaşan yolları kaybettim diye bütün bu şaşkınlıklar... Kendimi oradan oraya vurmam...
Sağımda, solumda, ne zaman dikildiğini bilmediğim duvarlara çarpmam, hiç görmediğim çukurlarla boğuşmam... Denizlerin, gürültüyle gelip vurduğu dehlizlerin, acılı duvarları gibiyim... Duvarlarım yosunlu, duvarlarım kaygan, duvarlarımdan hiç
tükenmeyen sular sızıyor...
Tutunamıyorum...
Renklerim, gün içinde değişiyor...
Soluyorum, soğuyorum... Güneş ulaşmıyor içerilerime...
Küfleniyorum, yaşlanıyorum... Yalnızlıklar peşimde...
Dokunduğum her ıslak duvardan, pis kokulu bir yalnızlık bulaşıyor üstüme... Yapış yapış, vıcık vıcık bir yalnızlık bu... Biliyorum, bütün bunlar, hep benim suçum...
Seni sakladığım yere ulaşamaz oldum...
Yollar, gitgide uzadı ve karıştı...
Ümidimi ısıtacak, parlatacak, kımıldatacak bir şeylere ihtiyacım var... Ah onun ne olduğunu biliyorum...
Sonu sana geliyor her cümlenin... Her şeyin başında, içinde ve sonundasın...
Bu değişmiyor... Öyle içimdesin ki...
Birden aklıma geldi, tuttum sana bir mektup yazdım dün... Çok mutluydum...
Gün içinde neler yaptığımı, nelere kızıp, nelerle mutlu olduğumu, tek tek anlattım. Mevsimlerin ve insanların nasıl karışık ve beklenmedik olduklarını yazdım...
“Yine zamansız yağmurlar” dedim..
“Daha önce, hiç bu kadar zayıf değildi güneş ışınları” dedim... “Gerçekten buradaki şarkıları hiç öğrenmeyecek, bilmeyecek,
söylemeyecek misin?” dedim. Çok uzun bir mektup oldu..
Başından sonuna kadar okudum da neler yazmışım diye merakımdan...
mektup cebimde... cebim yüreğime yakın.. yüreğim sende..
sen yüreğime yakın... öyleyse mektup sende..!
O KADAR İÇİMDESİN İŞTE..!
คภılคг öקtü ๔ย๔คкlคгı๓ı
sesi soluğu kesilmiş bir aşkın ortasından yürüyoruz... acılarımızı saramayacak kadar uzağız artık...
kirpiklerimizde beslenen düşler...
yeni doğacak sevgililere miras,düşünüyorum da, belki biz sevgiyi değil, hep ayrılığı büyüttük seninle... çıplak bedenlerimizden akan özlemler yanılttı bizi... yağmur yağarken anımsadığın ben değil, yalnızlığındı belki de... ve ben yalnızlığını bile özledim desem, beni duyamayacak kadar sessizsin artık...
nakaratındayım anıların... beni bu gece dehlizlere sürükleyen Timur Selçuk, babasının şarkılarını söylüyor... öyle hüzünlü, öyle hasret, öyle tutkulu ,ben de senin şarkılarını söylüyorum... is gibi...
sus gibi...
öyle vurgulu... kaçırıp getireyim kendimi yanına bir an için desem, sana sarılamayacak kadar yorgunum artık...
dağınıklığını toparlarken odamın, elimde kaldı bir kitabın içinden düşen resmin... göz göze geldik bir an... gözlerinde 'seni seviyorum' bakışın kara çalılar ardına saklanan sinsi bir isyan kaşıdı yüreğimi... resimlerde kalacak kadar yabancı değildik o zaman... her şeyden önce dostumdun... ıslak hüznümü bile varlığınla gülümsetebildiğim... şimdi gözlerinde yeniden kulaç atmak istiyorum desem, mavilerinde yüzemeyecek kadar bitkinim artık...
nerede yanlış yaptığımı itiraf etmedi aşk... ilam kağıtları birikmiş bir sevda duluyum... şarkıların sakiliğini tek başıma yapıyorum... rakı makamına göre kadehe doluyor... bilirsin işte, artık sevmek istemeyen kadınlık halleri... an geliyor, kalbim kanatlanıp göğüs kafesine girmek istiyor desem, semalarında süzülemeyecek kadar yaralıyım artık...
ağdalı sevdim seni ama yapışkan değil... sevmek çekip gitmekti gerektiğinde, bunu bildim... sadece şiirlerimde konuşabildim, bağıra çağıra... kızdın ve kırıldın sitemlerimin tavşan dudaklarına belki ama... sevdim seni, ayazda boranda... ah o sadekâr ellerin bedenime yeniden dokunsa desem, ellerini bedenimde tutamayacak kadar titriyorum artık...
bir kedi gözlerimin içine baktı... ruhumdan bir deniz geçti, dalgaları göğsüme çarpttı... antika bir fincanda iç çekişlerim kaldı... gül kurusu perdeler, mutluluğuma kapandı... anılar dudaklarımı öptü, dudaklarım sızladı... çok zaman sonra sen de öp beni desem, öpüşlerimiz bizi yakacak kadar sıcak değil artık...
ve sen, her şeye rağmen gelip, 'seni seviyorum' desen, bu iki kelimeden ölesiye korkuyorum artık..
∂υуgυℓαяıм çıℓgıη¢α ѕσуυηυя ѕαηα
Ne zaman düşünsem..! Duygularım çılgınca soyunur sana Tenim direnir unuttuğum sıcaklığına
Gözlerin düşünce aklıma Sarhoş eder İstanbul'un denizi
Tüm düşlerim sana yaslanır Kızıl bir güneşle sevişircesine yanarım Adın ıslak bir şarkı olur dolanır dilime Ansızın uyanınca rüyamdan Ağlar sevdam kuruyan dudaklarımda
Ve ben...! Uslanmaz bu sevdanın Utangaç uçarı talebesi Ne zaman düşünsem Duygularım çılgınca soyunur
SENİ ÇOK SEVMİŞTİM BE SEVGİLİ
Kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Şimdi geçtiğim tüm sokaklarda benden bir parça saklı. Sahipsiz ve yıpranmış… Damla damla döküyorum yalnızlığımı. İşte bu kısa hayatımda sadece benim olan iki şey sevgim ve yalnızlığım. İkisini de özgür bırakıyorum. Enkazın altında kalan bir küçük bedenin korku dolu hıçkırıkları sindi gözlerime. Hissetmiyorum bedenimi. Bir yerlerimde kırık birkaç parçam var ama ne yapmalıyım bilmiyorum. Uyuştu ellerim, titriyorum. Olabildiğine hızlı izlemeye çalışıyorum gözümün önüne gelen gözlerini. Tıka basa doymak istiyorum bir türlü doyamadığım gözlerine. Sessizlik hâkim burada. Ben sustuğum zaman dünyada susuyor. Kendi gürültümün içinde arıyorum kurtuluşu aylak aylak.
Restore edilmez bu yürek. Birleştirmemek üzere dağıttım dünyamı. Bu yıkık dökük duygular reddedilişlerimin eseridir. Eskiyi tekrar yaşamamak için dağıttım dünyamı. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Bak sahip çıktım açtığın yaraya da. Engel olmadım, kendi haline bıraktım. Ve kanıyorum. Kutsal bir emanetmiş gibi koruyorum onu. “Hayır”larınla açtığın yaraya sarılıyor ürkek bedenim ayaz vurunca küçük odama.
Şah damarım attı savurdum elime ne geçtiyse küflü duvarıma. Kazımaya çalıştım, silinmedi alın yazım. Keyfime göre bir kader bulamadım yaşayacak. Çok küfür ettim aksimin yüzüne baka baka. Tabuta sığar mı toplasam tüm günahlarımı? Eleştirildim ben hep. Onlara göre yanlış yapmışım bu kadar üzerine düşmekte. Israrcı davranışlarıma bağladılar bu yalnızlığımı. “Seni seviyorum” değişlerimin eseriymiş bu kutsal emanet. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum sevgimi. Kirli ruhların, kendini beğenmiş tavırlarına peşkeş çekildi ucu yanık kalbim. Sevgimi anlamaya yetmedi birçoğunun paslı beyinleri. Söylesene sendemi anlamadın beni?
Acıttın be sevgili. Bir sabah baktım ki gitmiş umutlarım. Neyi var neyi yok her şeyini alıp gitmiş. Arkansında hayal kırıklıklarımı bırakıp gitmiş. Tıpkı sen gibi, hayallerim gibi… Canım acıyor. Ne olur seni sevmem olmasın bu yalnızlığın nedeni. Gidişlerinin nedeni sevgim olmasın. Kaç tövbe ört pas eder yaptığım yanlışları? Bir çukurda sen açtın çıktığım bu sevgi yoluna. Tökezliyorum. Ve kanıyorum. Damla damla döküyorum yalnızlığımı. Kaç adak seni geri getirebilir ki bana?
Seni çok sevdim be sevgili.
Şimdi farklı bir sen var düşlerimde. Hayallerimde sahip olmadığın mükemmelliğin var. İlahi bir ışık hâkim çehrene. Tuvale sığmaz ki bu sevgi resmini çizebileyim aşkın. İçime sığmaz ki sevgim oturup bir çırpıda gazele bağlayayım duygularımı. Şimdi sana ait olmayan bir sevgi var içimde. Hayalimdeki sana duyduğum sevgi. Sana ait değil döktüğüm bunca gözyaşı. Sana ait değil. Ben sana ait değilim.
Seni çok sevdim be sevgili.
Kaz kuyularını, talibi benim sensizliğin. Unutulmuş bir kanyondan geçmeye çalışan kervanın ta kendisiyim ben, tahriklerime cevap ver. Çık gel sığındığın sessizlikten. İzle bedenimden süzülen kanın izlerini. Damla damla döküyorum sevgimi ben. Çık gel sessizliğinden.
Sahip çıktım “hayır”larınla açtığın yaraya. Son sözümde sen oldun biliyor musun ilk sözüm olduğun gibi. Ve seninle öldüm tıpkı seninle doğduğum gibi. Kanıyorum damla damla döküyorum yalnızlığımı.
Seni çok sevmiştim be sevgili…
December 09
|
"Kozanın içi karanlık, zaman zaman hiç çıkış yokmuş gibi görünebilir.
Aslında tırtıl artık kelebek oluyor.
Duraklama artık özgürlüğe dönüşüyor.
Derin değişim böyle bir şeydir işte.
Hayatını şimdiye kadar yönetmiş olan içsel hükümetin yerine
yeni bir rejim gelmiş gibi hissediyorsun.
Bir ihtilal başladı.
Yeni inançlar biçimleniyor.
Dünyanın işleyişine dair yeni anlayışlar oluşuyor.
Korkular serbest bırakılıyor ve aşılıyor.
Kişisel özgünlüğe daha büyük bir adanmışlık gerçekleşiyor.
Hayatımızın geçiş dönemleri
her zaman en zengin dönemlerdir.
Işığa doğru ilerliyorsun.
Karanlıklar geçecek.
Kelebek geliyor.
Tırtıl ebediyen o kozada kalamaz.
Vakti geldiğinde kelebek çıkmak zorunda.
Doğanın saati senin saatinle paralel değildir."
|
Bilmezdim Sevgininde Bir Rengi Olduğunu
|
An olur, deli sevdamın suskunluğunu yüklenirim bir başıma. An olur, buluşur yüreklerimiz en masum sevda yollarında. Umut ki, bitivermiş daha yolun en başında... Ne yolumdasın ne yolsun sen bana... Bilmezdim ışıksız yollarda umuda kavuşmanın yorgunluğunu, Bilmezdim, umudun bir rengininde siyah olduğunu.
Gece olur, en parlak yıldıza takılır dalar gözlerim... Gece olur, aniden kayar gider yokluğuna yıldızım. Gölgen ki, düşüvermiş kalbime.. Ne yakınsın ne uzaksın sen bana. Bilmezdim hayalinin aynalarda da konuştuğunu... Bilmezdim, gözlerinin gökyüzünde de durduğunu.
Gün olur, buz dağından kopan bir buz parçası kadar soğuk, Gün olur, ısıtır evrenimi güneşimin içime çizdiği ufuk... Sevgin ki, yakıvermiş ateşiyle, Ne sıcaksın ne soğuksun sen bana.. Bilmezdim sevginin de ateşten bir gül olduğunu.. Bilmezdim, gökkuşağınında çiçek gibi solduğunu.
Mevsim olur, damarlarımda dolaşan kan cehennem sıcağında kavrulur. Mevsim olur, yüreğimde kopan fırtınalar kızgın çöllere savrulur. Şefkatin ki, sarıvermiş ruhumu... Ne ellerindeyim ne ellerimdesin sen bana Bilmezdim yağmurun suyuda hasretiyle kuruttuğunu, Bilmezdim, çölde gezinen yaralı bir ceylanı yüreğinden vurduğunu...
Neşe olur kahkahalarla ağladığıma güler geçerim... Neşe olur, mutluluğu martıların sesinden dinlerim. Gülümseyiş ki, dönüvermiş hıçkırığa içimde... Ne yalansın ne doğrusun sen bana... Bilmezdim bir gülümseyişin kadehlerde gözyaşı sunduğunu. Bilmezdim, dudaklar gülümserken yüreğe kan dolduğunu.
Son olur, ayrılık heceleri bir bir kıyıya vurur... Son olur, sözler biter şiirler nağme nağme konuşur. Adın ki şiir oluvermiş dudaklarımda, Ne aşkımsın ne canımsın sen bana. Bilmezdim her aldığım nefeste ölümü soluduğumu, Bilmezdim, canımsın dediğim minik kuşumun kafesinden kanatsız uçtuğunu...
|
|
|
|
|
"...Bir kadını aglatırken çok dikkat edin, çünkü Tanrı gözyaşlarını sayar!
Kadın erkegin kaburgasından yaratıldı, ayaklarından yaratılmadı, öyle olsaydı ezilirdi; üstün olmasın diye başından da yaratılmadı.
ama göğsünden yaratıldı, eşit olsun diye;...kolun biraz altından korunsun diye....kalp hizasından SEViLSiN diye...
Ne kadar değişmişsin ben görmeyeli, Ellerin güzelliğini kaybetmiş nasırdan, Hüzün rengi almış saçlarının her teli Gözlerine gölgeler düşmüş kahırdan, Gözlerin ki, gördüğüm gözlerin en güzeli Ne kadar değişmişsin ben görmiyeli
Böyle mahsun kederli değildin eskiden Fıkır fıkır gülerdi gözlerinin içi Dudakların nemliydi sevgiden, arzudan Yapraklarına çiğ düşmüş karanfiller gibi Baygın kokusuna anılarla beraber giden Böyle mahsun kederli değildin eskiden
Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar Ağlamaktan mı karardı gözlerin Bir zamanlar göz yaşını sevmezdin
şimdi neden yaşardı gözlerin Hasta mısın, yorgun musun nen var Sevdiklerin vefasız mıydı bu kadar
Arzular vardır bilirsin anlatılamaz Eskisi gibi kalsaydın ne olurdu Taptaze,kar gibi beyaz Keder sana yakışmıyor gül biraz Arzular vardır bilirsin anlatılamaz...
Eğer, hayatınızın herhangi bir an'ına gidip
orada sonsuza dek kalacaksınız deseler yalnızca iki şeyden birini seçmek isterdim.
Biri, o çocukluğun bahçesindeki ağacın dalına asılı salıncakta sallanırken...
Öteki, bütün hayatım boyunca en çok sevdiğim adamla öpüştüğüm ilk gün...
Herkes aşık olmanın ortak dilini bulup yazmaya çalışıyordu.
Ama aslında bu kadar basitti işte; Birini öptüğünde salıncakta sallanır gibi hissediyorsan aşıksın."
October 29
Nerdesin Dost
gözlerinde bir pencere aradım geçmişe bir yoldu aradığım sarhoş sabahların uykusuz sıcaklığı gibi
bulamadım dost nerdesin  kanayan avuç içimden bulaşırken yüreğime sohbetlerin bir köşesine kıvrılırdık ayaz çöktüğünde geceye veya hüsran şarkıları çaldığında hayallerin ortasında birden peşrevin ardından hicaz makamında aklıma düşüverdin dost nerdesin
hep çabuk biterdi güne koşardı geceler hep aynı hecelere sıkışmıştı sohbetler hep aynı kalacaktı sanki günler öyle gelirdi ağırdı yükümüz heceleri gecelere böldüm dost nerdesin
sen gittin ya dost rutubet sardı yüreğimi yağmurlar düştü sohbet köşelerine sen gittin ya dost aynı değil artık şarabın tadı takvimler sarardı
seni aradı yüreğim hep kara gecelerde acı bastı uykularımı bakındı sağa sola köşebaşlarını aradı her sohbetin kuytularında bir yanım eksik kaldı dost sen nerdesin
Necmettin Davulcu

BENİ UNUTAMAZSIN
Beni unutamazsın bilirim, beni unutamazsın Denizin durgunluğu, gözlerimi Coşkunluğu, saçlarımı hatırlatır Kulaklarını tırmalar sesim, hayatından silemezsin
Beni unutamazsın bilirim. Parkın tozlu yollarında yalnız dolaşacaksın Mutsuz gökyüzünde bir iki yıldız, ışık tutacak karanlığına Delikanlının biri uzanacak ellerine ansızın
 Çaresizliğine, yalnızlığına irkileceksin Ve daha sonra tarakta kalan saçlardan anlayacaksın ihtiyarladığını Dudaklarının pembeliği solacak Cilâsı çıkmış bir mobilya gibi eskiyecek güzelliğin Kahrolacaksın !
Ve bir gün gelip, beni anlayacaksın. Oysa; vakit çoktan geçmiş olacak Ama sen yine de sözlerime aldırma. Gözlerin zamansız ıslanmasın. Çünkü, artık çocuk değilsin
 Güneşin nereden doğduğunu bilirsin Başka bir İstanbul olmadığını bilirsin Ve seni nasıl sevdiğimi bilirsin Ama gitmek istiyorsan, yine de sen bilirsin.

Ahmet Selçuk İLKAN
YOKLUĞUMUN RESMİ

Attığım her adım benden uzakta Bastığım her yerde yokmuşum meğer Çırpınırken ben denilen tuzakta Ben bana saplanan okmuşum meğer...

Aklım kumsal iken, ben toz paresi Çıktıkça yükseğe alçalır oldum Düşündüm derdimin nedir çaresi Susarak konuşmak, sonunda buldum...

Esrarlı vuslata bir adım kala Hasretin vecdiyle, ben kement attım Deryada boğulmak ne güzel bela Battıkça kurtuldum, çıktıkça battım...

Görünmez cevheri buldum diyerek Körlüğü kör ettim, deli bir taşla Bilmeyi bilmeden, bildim diyerek Boşluğu doldurdum, dolu bir boşla...

Nasılların sebebini sorarken Sualimi cevapladım niçin de Çokluğumda yokluğumu ararken Yalnız kaldım yığınların içinde...

Satır satır böldü beni heceler Her kırkımı, kırka yardım savuştum Boşluğumu kucakladı geceler Sessizlikte, gürültüyle boğuştum...

Varda yoku, haykırırken her seda Aklım ki, aklımı başımdan aldı Ona gidiyorum, bana elveda Sonsuz olan sona, bir nefes kaldı. .
MuRaT BoZ
October 11
BENİ UNUTMA

Bir gün gelir de unuturmuş insan En sevdiği hatıraları bile Bari sen her gece yorgun sesiyle Saat on ikiyi vurduğu zaman Beni unutma..
Çünkü ben her gece o saatlerde Seni yaşar ve seni düşünürüm Hayal içinde perişan yürürüm Sen de karanlığın sustuğu yerde Beni unutma..
O saatlerde serpilir gülüşün Bir avuç su gibi içime, ey yar Senin de başında o çılgın rüzgar Deli deli esiverirse bir gün Beni unutma..
Ben ayağımda çarık, elimde asa Senin için şu yollara düşmüşüm Senelerce sonra sana dönüşüm Bir mahşer gününe de rastlasa Beni unutma..
Hala duruyorsa yeşil elbisen Onu bir gün benim için giy Saksıdaki pembe karanfilde çiğ Ve bahçende yorgun bir kuş görürsen Beni unutma..
Büyük acılara tutuştuğum gün Çok uzaklarda da olsan yine gel Bu ölürcesine sevdiğine gel Ne olur Tanrıya kavuştuğum gün Beni unutma..
Ümit Yaşar Oğuzcan
вєη нαуαℓℓєя кυяαяıм
Ben hayaller kurarım Deprem olur...
yıkılırım... İçimde yalpalar yüreğim...
dağılırım...
 Yolun sonuna gelirsin mesela.
Ha düştü ha düşecek zamanlar...
Arkanda bir acı,önün dipsiz karanlık.
Seçmek,yaşamaktan zor belki... Ya kalcaksın dimdik ayakta; İçinde bi yerlerde ölürken tüm kelimeler..
Sen susacaksın Ya da karanlığa atlayacaksın.. Bitimsiz bir yolun kenarında
Bir damla ışığa hasret kalacaksın..
 Ben hayaller kurarım Fırtına-boran olur...savrulurum İçin için yanar ruhum...kor olurum
 Mevsimler biter mesela.
Teker teker düşerken yapraklar,
Bensizliğe mi teslim olsam,
Yoksa haykırsam mı avazım çıktığı kadar diye düşün dur şimdi... Hangi mevsim bu?..hangi ayaz Kaç zaman sürer bu kar...
Saçımın her teline yağmadan dinmez mi? Ben bitmeden dinmez mi?
Ben hayaller kurarım Yeri gelir...terkedişimle toz kaldırırım Yeri gelir...her yanım aşk kokarım
Tüm umutlar biter gözler önünde mesela...
Göçük altında kalmak an meselesi.
Kaçıp kurtulmalıyım senden...
Ya da kendimden asıl Sis kaplamış tüm yolları Söylesene...nasıl giderim ben şimdi? Önümü göremiyorum... Yok yok..sis değil nedeni Sadece sen... Düşmekten korkuyorum...
yolun bitmesinden...
Sonra sensizlikten Ben hayaller kurarım; Bir yanım hep eksik kalırım...
уâяє уαяαℓı уüяєğιм
яαнαt вıяαк вєηι уαя, ∂єя∂ιмє уαηαуıм
güzєℓ göямємιş ∂єğιℓιм кι, güzєℓℓιğιηє кαηαуıм
яαнαt вıяαк, нα∂ι şιм∂ι gιt, вєη υуυуα¢αğıм
ѕєηℓє уαşαуαмα∂ıкℓαяıмı ∂üşℓєяιмє ѕαкℓαуα¢αğıм
σℓυя уα υуαηαмαzѕαм
вιℓ кι.....
нαуαℓιηє ѕαяıℓıρ öℓмüş σℓα¢αğıм...
αяαρ кυяt
|
|
Bırakma Ellerimi
Korkularının nedenini söylemezsen sen bana Öyle durma sebepsiz, haydi yaklaş yanıma. Peşin sıra yıkılmadan yürüyorsam yanında Ellerinde sebepsiz bir korkunun bedeli Kaybetmek üzer seni, bırakma ellerimi.
 Sararmıydın bende olsa mazinin anahtarı Erimiş buzulların sıcak sularıyım ben Ne zaman ben giderim burukluk sara seni İstemiyorsan kaybetmeyi, bırakma ellerimi.
Salıver korkuları bırak kaçsınlar senden Ellerinde bir sıcaklık hissetmezmisin benden? Vurulurken gözlerinde sınırdan kaçanbiri Işıklar sönmesin diye bırakma ellerimi. Yarın olur geç olur, uykular gelmez olur O günlere taşımak istemezsen keşkeleri Rüzgarımda savrulmadan bırakma ellerimi.
Hakan Şengün | | July 02 kader...
Gidiyorum ben
gidiyorum bu son bakisim olsun sana hircin dalgalara yelken acip uzaklara rüzgarla ucan sonbahar yapraklariyla gidiyorum bu son gülüsüm olsun sana gidiyorum elveda demeden merhaba diyen ellerin üzülerek söyleyen dilin titrek sesiyle söylüyorum sana gidiyorum ben gidiyorum ben aydinligin karanlikla basladigi yerde sesizlikle biten zamanda sana son bakisimda gidiyorum ben bir dünüm vardi birde bugün oda bitti kalmadi günüm sen üzülme yer yoksa kalbinde gülüm geldim ve iste gidiyorum gidiyorum ben…
http://esmercilek.spaces.live.com

BaNa YaZMaK Mı BuRaYa TıKLa
SaYaÇ
http://esmercilek.spaces.live.com
|
|
|
|